Radyo

2 Mart 2009 Pazartesi


Dün gece bilgisayarın başında her zamanki gibi müzik dinlerken elektrikler kesildi. Nasıl olsa uyuyacaktım yatağa gitmeye üşeniyordum iyi oldu dedim içimden. Küçük odadan radyolu feneri alarak odama gittim.

Yine yatmadan önce biraz müzik dinleyim iyi olur diye düşünerek fenerin radyosunu açtım. Radyo MW kanalında kalmış. Bir an çocukluğumu hatırladım. Kutu şeklinde açık kahverengi ağır bir radyomuz vardı. En sevdiğim oyuncağımdı. Bu kadar çok radyo kanalının olmadığı zamanlardı o yıllar. 2, 3 radyo kanalı vardı sanırım hepside TRT nin kanalları. Müzikten çok radyo temsilleri hoşuma giderdi. Her gün saat 16:00 da başlayan bir polisiye temsil vardı konusu aklımda hayal mayal. Hem korkardım hem dinlerdim.

Haliyle 2,3 kanal radyo olunca bir süre sonra sıkılıp, MW kanalında dünya radyolarını dinlemeye çalışırdım. Ama onlarıda dinleyebilmek çok zordu, antene elinizi dokundurup tam cızırtısız bir şekilde frekansı yakalamak biraz ustalık gerektiriyordu. Sonra bir frekans ı yakalayınca dinlerdim ve işte bu Yunan radyosu, Rus radyosu, Arap radyosu derdim. Onları dinleyebildiğim için kendimi ayrıcalıklı hissederdim. Sanki özel bir aygıtla bilinmeyen birşeyleri keşfediyordum. O radyolarda da müzik olmazdı, sadece konuşurlardı. Bu kadar konuşacak şeyi nerden buluyorlar diye düşünürdüm. Bazende mors alfebesine benzeyen sinyaller duyardım, mors alfebesi listesinden bakıp çözmeye çalışırdım tabi birşey anlayamazdım.

Misafirliğimize gittiğimizde, gittiğimiz evde genelde büyük bir radyo olurdu. Hemen gidip bakardım, Tuning bölümünde bir sürü şey yazardı. En çok dikkatimi çekenler ise şehir isimleriydi. Madrid, London, Paris... düğmeyle onun üzerine gelince o şehirlerin radyolarının dinlenebildiğini düşünürdüm. Ama haliyle çocukça çekingenlikten utanmaktan ne sorabilirdim ne de o radyoyu açmayı düşünürdüm.

Dün gece de bir elim antende bir elim arama tuşunda, sanki Fm kanalındaki 100 lerce radyo yetmiyormuş gibi yabancı radyoları aradım. Pek de dinlenecek birşey bulamadım, sanırım eski radyoların kapasiteleri daha yüksekti.

Sonra Fm kanalına geçtim, frekansı hatırlamıyorum ama bir temsil buldum. Temsil'in konusu ilginç bir şekilde Kenya da geçiyordu. Konusu çok önemli değil gerçi ama bir süre temsili dinledim. Ardından ne var ne yok diye diğer kanalları gezdim. Bir tane jazz çalan bir radyo bulamadım. Dinlediğim şarkılarda ilginçtir hep çocukluğumdan kalma şarkılardı. Erol Evgin, Sezen Aksu ve Nilüferin eski şarkıları... Hala bıraktığım yerdeler dedim içimden.

Sonra karşımda duran televizyondan bir çıtırdı geldi, kırmızı ışığı yanıyordu televizyonun. Elektrikler gelmişti. Kapıya doğru baktım açık bir ışık bırakmışmıyım diye, ama ev hala karanlıktı. Elektrikler gelince radyonun büyüsüde gitmişti ev hala karanlık olmasına rağmen. Fenerli radyoyu kapatıp koltuğun üzerine bıraktım...

2 yorum:

sLn dedi ki...

Büyükbabamın küçük siyah bir radyosu vardı ama hiç dikkatimi çekmezdi :-/ Daha çok yeni alınmış müzik setiyle uğraşırdım ben. Müzik setimizin üstünde plakçaları vardı, plaklar neredeyse tamamen yok olmuş olmasına rağmen neden öyle bir şey koyduklarını bilemiyorum tabi. Ben en çok onu kurcalamayı severdim...

Yazıyı okuyunca aklıma geldi öyle bi :))

RedPharos dedi ki...

benim babaannemde de Ersin'in bahsettiği türden bir radyo var ama açıldığını hiç duymadım :P.
Aslında onların evinde duran gramofonu deli gibi almak isterdm vermemişlerdi sonra nooldu depremde gitti :(. Ama bana elektronik pek vermezlerdi sürekli karıştırırdım bozulması an meselesi olurdu küçükken tabiii:P