Pembe pembe diziler

23 Mart 2009 Pazartesi


Hayatının hiçbir döneminde Arjantin, Brezilya ve dolaylarında geçen pembe dizilerden izlememiş bir kadın modeli varsa dünya üzerinde kendisini tebrik etmek istiyorum :) Çocukluğum pembe dizi takip ederek geçti, psikolojim üzerinde derin izler bıraktı o diziler, izlemeyen varsa dinlemek istiyorum kendisinden nasıl bir his olduğunu.

Geçtiğimiz günlerde eski şarkı linkleriyle dolu bir maile göz atarken Julio Iglesias'ın Manuela şarkısını görmemle başladı bu dizileri düşünmeye başlamam. Julio Iglesias'ı sadece ismen tanıdığım için şarkılarını da bilmiyorum tabi. Acaba çocukken izlediğim Manuela dizisiyle ilgisi var mı derken bir de baktım ki dizinin jeneriğindeki şarkıymış :) Sonra daldım gittim geçmişe...

6 ya da 7 yaşındayken pembe dizi izleyen bir ruh hastasıydım ben!

O dönem çok sık elektrik kesintisi olurdu neden bilmem. Ama yan komşumuzla elektriklerimiz asla aynı gün kesilmezdi. Ya onlarınki kesik olurdu ya bizimki. Elektriği kesik olmayanın evine toplaşır, akşam haberlerinden önce yayınlanan Manuela'yı heyecanla izlerdik.

Dizinin iyi kalpli, temiz kızı Manuela çok sevilirken benim Isabel'i sevmem antikahraman sevgimin o zamanlarda da var olduğunu gösteriyor sanırım.

Isabel ve Manuela babaları aynı anneleri farklı olan iki kardeşti, ikisini aynı kişi canlandırıyordu, tek farkları Isabel'in gözlerinin mavi, Manuela'nın gözlerinin siyah olması ve Isabel'in saçlarının dalgalı, Manuela'nın saçlarının düz olmasıydı.

Isabel'in öldüğünü sanan Fernando aynısından bir tane daha buldu (bkz: Manuela) bu kez onunla evlendi, kimse Manuela'yı kabullenmedi, herkes onu ezdi falan filan.

Herkes Manuela'ya acıyıp onu severken ben Isabel'in kocasını aldığı için nefret ederdim Manuela'dan. Fernando'ya bakıyorum da iki kadının bu kadar mücadelesini hak edecek bir şey de yokmuş 
hani :))

Bir de 7 yaşındayken şarkının sözlerini ezberlemişim, tabi duyduklarımı ezberlemişim, yoksa Türkçe'den başka dil bilmiyorum o dönem. Şimdi sözlere falan baktım da oy oy oy dedim. Benim "komos noçes komos venyos komo soposenyos denyemo manuela" diye anladığım şey aslında bambaşka bir şeymiş :)) (gülmeyin, yaş 7 diyorum :D )

Sonra 5. sınıfta başka bir diziye sardım. Türkçe ismi Hanımağaydı, öyle bulamayacağımı tahmin ederek başroldeki tiplerin ismini yazdım google'a ve öğrendim ki dizinin adı La Dueña'ymış. Burada da gururu yüzünden Jose Maria'ya aşık olduğunu bir türlü kabul etmeyen, bütün gün at tepesinde ordan oraya dolaşan bir kız vardı. Bu bahsi geçen kızın ismi Regina. Bana o zaman o kadar güzel görünüyor ki bu abla, ben gidip saç modelimi falan onun gibi yaptırıyorum. Hâlâ da saçlarımı aynı şekilde kestiriyor olabilirim, evet :)
Bu fotoğrafta pek belli olmamış saç modeli, daha düzgün bir fotoğraf da arayamadım. Bu Regina'nın amcasının kızı var bir tane, ismi Laura. İğrenç bir kişilik. Yaşadıkları çiftlik miras olarak Regina'ya bırakılınca hasetinden çatlıyor, Jose Maria'ya göz koyuyor, ele geçirmek için çok çabalıyor, ama bütün kötüler gibi kaybetmeye mahkum. Laura nefret ettiğim az sayıda kötüden biri. Gençlerin arasını bozmaya çalıştığı için kılım ona.

Sonra azıcık büyüyoruz ve gençlik dizileri başlıyor.
Hiç kaçırmadıklarımızdan biri: Sweet Valley High.
Elizabeth ve Jessica adlı ikizlerin okul maceralarını izliyoruz burda. Elizabeth tam bir melek, herkese iyilik yapıyor tüm zamanında. Jessica'ysa dünyayı umursamayan bir tip, zavallı Elizabeth onun pisliklerini temizliyor durmadan. Evet, Jessica'yı seviyorum :D Elizabeth'in o zaman gözümüze çok hoş gözüken sevgilisi Tod'a şimdi bir baktım, aman yarabbi! Çok fena :D
 
Bir dönem de Melrose Place efsanesinden nasibimizi aldık. Ama o dönem nedense hiç net değil hafızamda. Diziye dair çok az şey hatırlıyorum.

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Michael Mancini'yi pek beğenirdim o zaman. Her akşam 17.00'de yayınlanırdı, sokakta oynadığımız oyunu yarıda bırakır eve gelirdim, izleyip yeniden çıkardım.


Sonra Sabrina fırtınası başladı. Her öğlen Sabrina saatinde eve girer, Sabrina'yı izler öyle çıkardık oynamaya. 

Hatta ortaokuldayken "Sabrina roma'da" adıyla atv'de yayınlanan filmini izlemiştim, Roma sokaklarına aşık olup, İtalya'ya gitme hayalleri kurmaya başladığım an tam olarak o filmi izlediğim ana denk gelir. Ha bir de filmde Paul rolünü oynayan arkadaşa da aşık olmuştum, şimdi baktım resimlerine hâlâ yakışıklı görünüyor gözüme :)

Sonra yine memleketimizi kasıp kavuran bir başka diziye sardım lise yıllarımda. Vahşi güzel! (Muñeca Brava)

Her sabah okulda konuşulan ilk konu ivo ve milagros! 

"Anam Ivo'yla Milagros kardeş çıktı, oh çok şükür değillermiş, aaaa Pablo Milly'e aşık oldu, aaaa ivo angelicayla evlenmesin, Angelica'nın kemiklerini kırmak istiyorum, kemik torbası tipe bak ıyyyyy."

Hâlâ da pek tatlı gözüküyorlar gözüme :))

Ivo'dan Türk genç kızları bir şey öğrendi; "bir erkek ağlarken ne kadar güzel gözükebilir". Evet ruh hastasıydık, Ivo'nun ağlamasına bayılırdık!

Sanırım pembe dizi ve gençlik dizisi günlerim böyle bitti. Haftada bir akşam saatlerinde yayınlanan dizileri takip etme konusunda çok başarılı olamadım hiçbir zaman ama pembe dizileri her gün izlemeyi bir görev bilinci saydım! Olsun, anı oldu işte fena mı :)

Bir ara Rosalinda falan da izlemiştim ama pek bir şey hatırlamıyorum ona dair.

Gençtim, izledim, utanmıyorum tamam mı :))

4 yorum:

erspek dedi ki...

Bir tek Sabrinayı hatırlıyorum oda hayal mayal, bu dizilerin bende hiç bir iz bırakmamalarına da sevindim bir an :)

sLn dedi ki...

Kesinlikle sevinmelisin bence de :)

RedPharos dedi ki...

Muneca Brava mı? utanıyorum bunu söylemekten ama bir dönem o dizi olmasa nefes alamıycamı düşünmüştüm :D cholitonun giyidği kıyafetin kumasına kdr incelerdim. BEn ivoyu umursamaz natalia oreiroya aşıktım evet evet itiraf ediyorum. Cinsel tercihlerim konusunda kuşkularım vardı :D nasıl bir hayranlıktı o allahım! neyseki toparladık :P

sLn dedi ki...

üzülme canım yalnız olmadığımızı öğrendim ben bu yazıyı yazdıktan sonra :P