Evlilik üzerine...

5 Ekim 2008 Pazar

Bugün kötü bir haber aldım. Yakın zamanda mutluluklarını gördüğüm bir çiftin boşanma haberi.
İnanmak istemedim. Korktum açıkçası.

İnsanlar birbirlerini severek bir yola giriyorlar. Üç,beş sene birliktelikten sonra evlenme kararı alıp noktayı koyduklarını düşünüyorlar. Gördüğüm kadarıyla işler böyle yürümüyor. Bu etrafımda gördüğüm mutsuz evlilikler beni bir hayli korkutuyor. Onlar da bir zamanlar mutlu ve umursamazdı ama şimdi? Anlaşılamayacak bir halde ayrılar.

Bu durumdan sadece kendilerinin zararlı çıktıklarını düşünüyorlar ama şu bir gerçek ki; yakınları,onları seven arkadaşları kısacası yakın çevresi en az onlar kadar üzülüyor bu duruma. Yani ben bile üzüldüten sonra...

Hayır anlamıyorum. Hiç mi sinyalini vermez bu anlaşmazlık durumu evlilik öncesi? Sen senelerce mutlu mesud yaşa,evlen akabinde de biz anlaşamıyoruz de boşan. Ne kadar kolay ya...

Gerçi şimdi konuşuyorum gelecekte başıma ne geleceği belli değil ama, uzaktan bakınca bunları düşünmeden edemiyor insan.

Bu olay üzerinde bir zamanlar okuduğum Can Dündar 'ın bir yazısı geldi aklıma ve buldum. Okumanızı isterim, sizinle de paylaşıyorum. Buyrun;

Can Dündar'dan evlilik

Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da...
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan...

Nedir bu dayatmalar?

Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın...
Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktügü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış yaşı...
Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı....

EŞİM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü...
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "oo Can bey kapmışsınız çıtırı" esprilerine muhatap dahi oldum.

EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik taşladı, ne ben ona ezik baktım...

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...

Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi, Ben dinlerken o konuştu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklısın bitanem..." dedik, öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bi de böyle düşün" de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta...

Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...

Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima...

Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi süt liman yaşayacaktık...
Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında...
Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyosun burda?" diye sordu kapının eşiğinden,"uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi
daracık yatakta."ne yapıyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim" dedi...

Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede...
Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu, oynanan...
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hemde... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...

Dediği gibi Ataol Behramoğlu' nun;

"... Yasadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana..."

CAN DÜNDAR


9 yorum:

sLn dedi ki...

devam etmeyi yeterince istememekle ilgili olduğunu düşünüyorum ben...
bazılarına çok katı bir düşünce gibi gelebilir ama gerçekten isteyip istememekle çok ilgisi var..

RedPharos dedi ki...

evlenmeden önce yeterince düşünmüyorlar sanırım bu evlilik yürür mü yürümez mi sıkılır mıyız? diye.

a.nur... dedi ki...

yazının başını okuyunca aynı durumdan müzdarip pek çok aile geldi aklıma,hele hele şu günlerde pek yakından izlediğim bir çöküş hikayesi vardı...
insan üzülüyor tabi ve hemen gördüğü durumu kendisine yansıtıyor"bütün evlilikler böyle mi?benim sonum da bu mu olacak..vs" diye.
ama can dündar ın yazısını okuyunca umut doldu içim...güzel örnekler pek az günümüzde..böylesine bilinçli insanlar da...

sLn dedi ki...

biraz olsun çaba sarfedince ve isteyince herşeyin yoluna girebileceğine inananlardanım ben, Can Dündar'ın evliliği buna güzel bir örnek...

RedPharos dedi ki...

aynı fikirdeyim. İnsanların sanırım sabrı pek yok. Ya da evlilikten umduklarını hemen bulamayınca çabucak pes ediyorlar. Biraz sabır,cesaret ve güç lazım. Sonumuz iyi olur umarım :)

sLn dedi ki...

böyle konuşması kolay tabi :)) atıp tutuyoruz ama uzaktan kolay herşey :p
Allah sonumuzu hayır etsin :) Gülin'in ayakkabısından silinmiş bütün isimler bilemiyorum yani :p

RedPharos dedi ki...

Duydum cnm Gülininn ayakkabıyı :D toplu kıyım yaparız belki ne bileyim:P

sLn dedi ki...

belediye organizasyonuyla hep birlikte "evet" deriz :p

Acqua dedi ki...

insanlar artık çok bencilce ve bireysel düşünüp davranmaya başladı. evlilik kurumu çok basite indirgendi. bu televizyon programlarının bunda çok büyük bir payı var, yok benimle evlenir misin gibi beş para etmez bbg evleri, yok evlenmek isteyenlerin (ünlü olmak isteyenlerin) çıktığı eş arıyorum programları falan.