Kiraz Ağacı

22 Mayıs 2009 Cuma



Kış buhranlı geçmişti biraz. Soğuk geçmişti. Üşümüştü o. Üşümüştü güneşli günler. Üşümüştü börtü böcek. Üşümüştü kiraz ağacı.

Yaşlıydı biraz. Yaş-lanmıştı, gün be gün ömrüne yıllar biniyordu işte, daha ne olsundu? Ama memnun muydu hayatından? Hani derler ya “Her şey hayalimdeki gibi olsun” diye, onunki olmuş muydu?

Düşünceler içinde mutfağa seyirtti. Bir dumanı üstünde çay alıp, kiraz ağacını göz hapsine alan o pencere kenarına ilişti. Çiçeklenmişti ağaç, mevsim bahar idi. Üşümeleri üzerine ceket alırken, o üzerindeki ceketleri sıyırmış, dolabın bir köşesine koymuştu. Bu kiraz ağacı biliyordu işte her şeyi… O çiçeklenip meyve verirken bir yandan da pencere komşusuna bakmayı ihmal etmemişti herhalde.

Dün bir genç idi, tutkulu, hayalci belki, belki çekingen, belki korkak, belki buhranlı, belki deliydi, delicesine seven biriydi… Şimdi neydi? Yaşı varmıştı 50’ye, merdiven dayama kalmamıştı, merdivenler de eskimişti zamanla. Ama değişmemişti işte; hala deli, hala tutkulu, hala hayalci, hala hayalleri ardından gözyaşı dökecek kadar buhranlı, hala “ya olmazsa” diyen korkak, hala bazı şeylere uzak duracak kadar çekingendi…

Kimileri yıllar geçince bir şeylerin değişeceğini iddia ediyordu. “Değişiyor” diyorlardı; “Hayaller yitip gidiyor, sevgiler eskiyor, yıpranıyor, tutku denen şey size tutkalmışçasına yapışmıyor…” diyorlardı. Demek ki bir problem vardı ortada. Onların tutkuları tutku, onların sevgileri sevgi, onların hayalleri hayal değildi belki de. Onlar, geçen yıllarla birlikte arkalarında benliklerinden bir parçayı da bırakıp gidiyorlardı belki de… Belki de yaşamanın ne demek olduğunu idrak edememişlerdi yıpranmış beyinleriyle…

Çayından bir yudum daha alıp, ben değilim ki farklı olan dedi. Farklı olanlar; yaşamayı bilmeyen, bilmek istemeyenler. Yaşamak, yaşlanınca yaşamın iplerini salıvermek değildi ki…
Her şey gençken olup bitmez ki… Her şey zaman çarkında un ufak olup gitmez ki… Belki yorgundu biraz daha, belki hayalleri gerçekleşmemişti, olsundu. Bu işlerin bir de “belki” si yok muydu “hala”sı olduğu gibi?


Kış buhranlıydı işte ama her kışın bir baharı vardı, bir yazı vardı… Ömür bir döngüydü, insan bir kiraz ağacı. Her ne kadar yıllar geçiyor olsa da-ağaç büyüse de- mevsimler aynıydı, durumlar aynı…


Vakti zamanında gazeversite'de yayınlanmış bir yazım idi...

Paylaşmak istedim ki:)

2 yorum:

sLn dedi ki...

Ne iyi ettin ki :))

Tanıdık geldi o bahsettiğin insan.. Zamanın bir şeyleri değiştirmediğine inanmak, belkiler, her yaşta kurulan hayaller.. İleride bir gün öyle birini tanıyacağımı hissediyorum, hem de yakından, çok yakından :)

a.nur... dedi ki...

Ne güzel tanıdık gelmesi:)
Keşke birçoklarımıza öyle gelse...